- 2026
-
2025
-
2024
-
2023
-
2022
-
2021
-
2020
-
2019
-
2018
-
2017
-
2016
-
2015
-
2014
-
2013
-
2012
-
2011
-
2010
-
2009
-
2008
-
2007
-
2006
-
2005
-
2004
-
2003
-
2002
-
2001
-
2000
-
1999
-
1998
-
1997
-
1996
-
1995
-
1994
-
1993
-
1992
-
1991
-
1990
-
1989
-
1988
-
1987
-
1986
-
1985
-
1984
-
1983
-
1982
-
1981
-
1980
-
1979
-
1978
-
1977
-
1976
-
1975
-
1974
-
1973
-
1972
-
1971
-
1970
-
1969
-
1968
-
1966
-
1964
-
1963
-
1961
-
1959
-
1958
-
1955
-
1954
-
1953
-
1952
-
1951
-
1950
-
1949
-
1948
-
1947
Öz: Bu çalışma, Adıyaman ilinin jeolojik miras (jeosit) envanterini oluşturmayı ve bu mirasın jeoturizm potansiyelini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında, ProGEO (1998) ve Kazancı vd. (2015) sınıflandırmaları temel alınarak il genelindeki jeositler sistematik olarak kataloglanmış, coğrafi dağılımları haritalanmış ve bilimsel, eğitimsel, görsel/estetik değerleri açısından sınıflandırılmıştır. Adıyaman; Afrika, Arap ve Avrasya levhalarının çarpışmasıyla oluşan Bitlis-Zagros Orojenezi`nin karmaşık tektonik yapıları üzerinde yer almaktadır. Bu jeolojik geçmiş, ulusal ve uluslararası öneme sahip çok sayıda jeolojik miras unsurunun ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bulgular, Adıyaman`ın coğrafi olarak küçük yüzölçümüne rağmen, olağanüstü bir jeoçeşitliliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu zengin jeolojik ve doğal varlık birikimi, bölgenin henüz değerlendirilmemiş önemli bir jeoturizm potansiyeli taşıdığını ortaya koymaktadır. Özellikle, tespit edilen jeolojik mirasın Nemrut Dağı`nın arkeolojik zenginliği ile bütünleştirilmesi, sürdürülebilir bölgesel kalkınma için stratejik bir fırsat sunmaktadır. Ancak, taş ocakçılığı, vandalizm ve yasal boşluklar gibi antropojenik tehditler bu mirası risk altına sokmaktadır. Çalışma, bu tehditlere karşı alan koruma, tampon bölge oluşturma, yerel istihdam, tematik jeorotaların geliştirilmesi ve bir UNESCO Küresel Jeopark`ı kurulmasına yönelik kapsamlı jeokoruma ve jeoturizm stratejileri önermektedir. Sonuç olarak, Adıyaman`ın jeolojik mirasının sürdürülebilir bir şekilde korunması ve jeoturizm yoluyla bölgesel kalkınmaya dönüştürülmesi için kurumlar arası iş birliği, bilimsel araştırmalar ve toplumsal farkındalığın artırılması kritik öneme sahiptir.
Öz: Adana Havzası, kuzeyde Toros Dağ Kuşağı, güneyde Akdeniz, batıda Ecemiş Fayı ve doğuda Amanos Dağları arasında yer alır. Havza tektonik, stratigrafik ve morfolojik özellikleriyle dikkat çeken önemli bir jeolojik laboratuvar niteliğinde olup, birçok jeolojik miras ögelerini içermektedir. Bu çalışmada Adana Havzası`nın önemli jeolojik ve jeomorfolojik oluşumlarından biri olan Kapıkaya Kanyonu`nun jeolojik miras değeri ve jeoturizm potansiyeli değerlendirilmiştir. Kapıkaya Kanyonu, Çukurova`nın önemli akarsularından biri olan Seyhan Nehri`nin bir kolu olan Çakıt Çayı üzerindedir. Kanyon, Adana iline 72 kilometre ve Karaisalı ilçesine ise 5 kilometre uzaklıktadır. Türkiye`de karstik alanlarda gözlenen yer altı su akışı sağlayan ve inceleme alanında bulunan Yerköprü ile Karaisalı ilçesine bağlı Kapıkaya köyü arasındadır. Kanyon`un yüksekliği 200 metre ve uzunluğu ise 7 kilometredir. Kanyon güzergahında, Adana Havzası`nın temelini oluşturan Paleozoyik ve Mesozoyik yaşlı birimler ile Senozoyik birimleri yüzeylenmektedir. Çakıt Vadisi boyunca kuzey-güney doğrultusunda az çok birbirlerine paralel uzanan faylar gözlenmekte olup, birimler birbirleriyle tektonik dokanaklıdır. Kanyon boyunca yerbilimleri eğitimi açısından önemli olan sedimanter kayaçlar, faylar, kıvrımları ve fosilleri içeren jeoduraklar belirlenmiştir. Ayrıca, Kanyonda şelaleler ve hidroelektrik santralleri de yer almaktadır. Biyoçeşitlilik açısından da anıt ağaçları içeren doğal flora ve fauna topluluğu ile dikkat çekmektedir. Kanyon civarında kaleler, köprüler ve hanlar gibi kültürel değerler deyer almaktadır. Doğa gözlemi ve yürüyüşü, dağcılık, kaya tırmanışı, yamaç paraşütü, kanyon geçişi, kampçılık, doğa fotoğrafçılığı ve kültürel varlıkların ziyareti jeoturizm potansiyelini oluşturmaktadır. Kanyon halen "Kesin Korunacak Hassas Alan" statüsündedir.
Öz: Jeositler, geçmişten günümüze uzanan jeolojik veya jeomorfolojik olay, süreç ve özellikleri temsil eden; fosiltoplulukları, mineraller, kayaçlar, yapısal unsurlar ve yüzey şekilleri gibi doğal öğeleri içerir. Ayrıca, antik taşocakları, antik su yolları ve kaya meskenleri gibi kültürel unsurları da kapsamaktadır. Jeolojik miras/jeomiras ise;bilimsel, eğitsel ve peyzaj değeri açısından önem taşıyan, doğal veya insan kaynaklı tehditlere karşı sürdürülebilirbir yaklaşımla korunması gereken jeolojik- jeomorfolojik oluşumlardır.Yaklaşık 5.341 km2`lik yüzölçümüne sahip Uşak ili sınırları içinde, jeomiras değeri bulunan ve jeoturizmingelişimi için önemli bir potansiyel oluşturan doğal ve kültürel jeositler yer almaktadır. Uşak ilinde faylar, faybasamakları, bitki ve omurgalı hayvan fosil yatakları, pişme zonları ve alterasyon zonları gibi jeosit potansiyelitaşıyan unsurlar tespit edilmiştir. Bunlara ek olarak, travertenler, traverten konileri, dasit sütunları, peribacaları,kanyon vadiler, vadi içi yatak çukurları, badlands topografyası ile aşınım ve birikim kökenli karstik şekiller deincelenmiş ve jeosit sınıflandırması kapsamında değerlendirilerek morfolojik ve jeolojik özellikleri açıklanmıştır.Uşak ili, doğal süreçlerle oluşmuş jeosit çeşitliliğinin yanı sıra, kültürel ve tarihi mirastan kaynaklanan bir çeşitliliğede sahiptir. Bu kapsamda, antik su yolları, antik yollar, antik taş ocakları, kaya mezarları, höyükler, tümülüsler vekaya (mağara) yerleşimleri gibi kültürel jeositler belirlenmiş ve özellikleri detaylandırılmıştır.ProGEO`nun jeosit sınıflandırmasına göre, araştırma alanında yedi farklı sınıfa ait toplam 64 jeositin tespitedilmiş olması, Uşak ilinin jeolojik, jeomorfolojik ve jeo-arkeolojik açıdan zengin bir doğal ve kültürel miraspotansiyeli taşıdığını ortaya koymaktadır.
Öz: Bilimsel, eğitsel önemi, nadir bulunurluğu ve ekolojik-jeoturizm potansiyeli nedeniyle bazı jeolojik yapıve kayaçlar dünya genelinde "jeolojik miras" kapsamında değerlendirilmekte ve koruma altına alınmaktadır. Bubağlamda traverten oluşumları, Pamukkale ve benzeri örneklerde görüldüğü üzere, estetik değerleri ve turizmarkeolojik sit alanlarıyla ilişkili konumları nedeniyle korunması gereken önemli bir kayaç grubudur.Sivas ve yakın çevresinde 16 farklı alanda traverten oluşumları bulunmaktadır. Bu alanların önemli bir kısmı taşocağı olarak işletilmekte olup, bu doğal yapıların hızla tüketilmesine ve tahrip edilmesine yol açmaktadır.Bu traverten sahaları içinde yer alan Delikkaya (Yıldızeli-Sivas) traverten sahasında, dört adet sırt tipi travertenbulunmaktadır. Oluşumuna 15,1 (±0,5) bin yıl önce (Üst Pleyistosen) başlamış ve 11,4 (±0,7) bin yıl (Grönlandiyen)sonra tamamlamış olan KKB-GGD doğrultulu sırt tipi travertende akarsu aşındırması ve blok kopmaları sonucuşekillenmiş doğal bir traverten köprüsü bulunmaktadır. Köprü hem üzerinden hem de altından geçilebilecek boyutlarasahiptir.Delikkaya traverten köprüsü ve çevresindeki traverten sahasının korunması, gelecek kuşaklara aktarılmasıve bölgesel doğa turizmi-jeoturizm potansiyelinin değerlendirilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu alanın jeositolarak tescil edilmesi, bilimsel ve toplumsal açıdan katkı sağlayacak bir uygulama olarak değerlendirilmektedir.
Öz: Jeomorfoturizm, litolojik ve jeomorfolojik olarak oluşum, gelişim süreçleri ve morfolojik görünümleri farklıolan rölyefin nadir, özgün ve ilgi çekici olduğu sahaların ya da birimlerin belli potansiyellerini kullanılarak yapılanalternatif turizm türüdür. Türkiye, jeomorfolojik çeşitliliği sayesinde birçok jeosit, jeomorfosit, jeopark alanı, jeomirasunsurları ve jeomorfoturizm potansiyellerini barındırmaktadır. Bu çalışmada, İç Anadolu Bölgesi`nde Cihanbeyli`nin(Konya) güneyinde yer alan Bolluk Gölü çevresindeki traverten konileri ve diğer jeomorfolojik unsurlarınjeomorfoturizm potansiyeli incelenmiştir. Kartografik veriler, uydu görüntüleri, ortofotolar ve arazi gözlemlerikullanılarak çalışma alanındaki jeomorfositler belirlenmiştir. Belirlenen bu unsurlar Jeomorfosit DeğerlendirmeKriterleri (JDK) ile jeomorfoturizm potansiyeli açısından incelenmiştir. İnceleme alanındaki traverten konileri, tufaçökelleri, dolinler, traverten kanalı, mikro tümsek ve paludal çökeller, Bolluk Gölü ve tuzla alanları jeomorfositolarak tanımlanmıştır. Karstlaşma, tektonizma, mineralli su kaynağı ile jeomorfolojik, klimatolojik ve edafik koşullaraltında oluşan traverten konileri, Bolluk Gölü`nün özellikle kuzey ve doğusunda yoğunlaşmıştır. Sayısı 64`ü bulankoniler tip, morfometrik özellikler, morfolojik görünüm, hidrografik durumu ve tahrip boyutu açısından çeşitlilikarz etmektedir. Traverten kanalı, tufa çökelleri, mikro tümsek ve paludal çökeller bölgede aynı etken ve süreçlerleoluşan nadir jeomorfositler olarak değerlendirilmiştir. JDK analizine göre en yüksek genel ortalamaya travertenkonileri (0,61) sahiptir. Traverten konilerini jeomorfoturizm potansiyeli açısından sırasıyla; traverten kanalı (0,56),dolinler (0,55), tufa çökelleri (0,54), Bolluk Gölü (0,54), mikro tümsek ve paludal tortular (0,48) ve tuzla alanları(0,46) takip etmektedir. Tüm jeomorfositlerin genel jeomorfoturizm ortalaması 0,53 iken bilimsel değer ortalaması0,64, ikincil değer ortalaması 0,51 ve kullanım potansiyeli ortalaması 0,44 olarak hesaplanmıştır. Bulgular, çalışmasahanın jeolojik, jeomorfolojik temsil, estetik, bilimsel boyut açısından yüksek potansiyele sahip olduğunu ancaktanıtım, hizmet, ulaşım gibi alanlarda büyük eksikliklerin bulunduğunu göstermektedir. Oldukça nadir olan bujeomorfositlerin korunması ve alternatif turizme kazandırılması için planlamaların yapılması gerekmektedir.
Öz: Erzincan ilinin (Doğu Anadolu) Otlukbeli ilçesi sınırlarında yer alan Otlukbeli Travertenleri, Türkiye`nin jeolojik açıdan en özgün ve nadir traverten oluşumlarındandır. Bu travertenler, bölgedeki aktif bir tektonizmanın etkisinde kırık ve çatlaklar boyunca yüzeye çıkan Fe-oksitçe zengin mineralli sular tarafından oluşturulmuş, farklı jeomorfolojik özelliklere sahip karasal karbonatlardır. Bu karbonat oluşumları, traverten konileri, sırt tipi ve yamaç travertenleri şeklinde çalışma alanında gözlenmektedirler. Günümüzde aktif olmayan traverten sırt ve konileri çalışma alanında yaygın olarak gözlendiği gibi hala aktivasyonuna devam eden güncel karbonat çökelimi de mevcuttur. Bu araştırma kapsamında 60 civarı traverten konisi ve 15 adet traverten sırtı ayrıntılı olarak incelenmiştir. Ölçülen bu traverten koni ve sırtları, coğrafi bilgi sistemi içinde değerlendirilmiş, travertenlerin jeomorfolojik ve jeolojik özellikleri yüksek çözünürlükte haritalanmıştır. Sedimantolojik açıdan bu karasal karbonatların depolanma sistemleri ve litotipleri ilk kez bu çalışmada ortaya konmuştur. Bu çalışmada, laminalı, kristalin kabuk, gaz kabarcıklı ve ince zarflar, bu üç farklı traverten sistemleri içinde gözlenen belirgin litotiplerdir. Küçük ve orta ölçekteki traverten havuz/havuzcukları, yamaç boyunca gelişen travertenlerin teraslarında yaygındır. Yapılan petrografik analizlerde bu travertenlerde eser miktarda Fe-oksit/oksihidroksit minerallerine rastlanmıştır. Otlukbeli Travertenleri, jeolojik-kültürel miras kriterleri açısından oldukça önemli bir değere sahip jeolojik oluşumlardır. Sahip olduğu nadirlik, bilimsel araştırma potansiyeli, eğitim ve jeoturizm açısından taşıdığı değerler, Otlukbeli Travertenlerini korunması gereken önemli bir jeosit konumuna getirmektedir. Bu benzersiz oluşumların korunması, bilimsel araştırmalara teşvik edilmesi ve sürdürülebilir jeoturizm kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Öz: Bu çalışma, Uşak ili Eşme ilçesi sınırları içerisinde yer alan ve akarsu kaynaklı sedimenter birikintiler üzerinde gelişmiş peribacalarının oluşum mekanizmalarını jeolojik ve jeomorfolojik açıdan çok katmanlı bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma alanındaki peribacaları, tüflerde gelişen klasik örneklerin aksine, alüvyon ve kolüvyon kökenli, zayıf tutturulmuş çökellerdeki litolojik heterojenlik, farklı ayrışma ve yüzeysel akış erozyonu süreçlerinin etkileşimiyle meydana gelmiştir. Bölgedeki kayaçlar, çakıltaşı, kumtaşı, silttaşı ve kısmen kiltaşı ardalanmasıyla karakterize edilir. Bu kayaçlar içerisinde nispeten dirençli zonların varlığı, peribacası oluşumunu kontrol eden temel litolojik faktörlerden biridir. Akarsu ağının dik yamaçlarda oluşturduğu lineer erozyon, aşınıma direnci düşük kayaçlar üzerinde selektif aşındırmayı hızlandırmakta; üstteki koruyucu tabaka altında farklı aşınım hızları nedeniyle sütun yapılar gelişmektedir. Çalışmada, arazi morfolojik gözlemleri, sedimentolojik özellikler, eğim ve profil ölçümleri ile dijital arazi modeli(DEM) destekli morfometrik değerlendirmeler kullanılarak oluşum süreci çok yönlü olarak ortaya konulmuştur. Bulgular, peribacalarının hem morfojenetik olarak özgün hem de litoloji ile doğrudan ilişkili jeolojik miras ögeleri olduğunu göstermektedir. Bu doğal şekillerin barındırdığı bilimsel açıklanabilirlik, eğitim potansiyeli, estetik değer ve peyzaj bütünlüğü, onları sadece jeomorfolojik değil aynı zamanda jeoturizm kapsamında korunması ve tanıtılması gereken jeolojik miras unsurları haline getirmektedir. Uşak-Eşme yöresinde tespit edilen bu peribacası oluşumları, Türkiye`deki peribacası envanteri açısından da literatüre katkı sunmaktadır. Çalışma, bu tür oluşumların sürdürülebilir jeoturizm politikaları kapsamında değerlendirilmesini önermektedir.
Öz: Erenlerdağ-Alacadağ Volkanik Kompleksi (ErAVK), Konya`nın güneybatısında (Orta Anadolu) yer alan ve yaklaşık 1500 km²`lik bir alanı kaplayan Neojen yaşlı bir volkanik birimi temsil etmektedir. ErAVK, mafikten felsiğe kadar değişen bileşimlerde lav kubbeleri, lav akıntıları, piroklastik düşme ve akma ürünleri ile dayk ve volkanik tıkaç gibi subvolkanik intrüzyonlardan oluşmaktadır. Bu çalışma; ErAVK içerisindeki temsil niteliği yüksek volkanik jeositlerin tanımlanması ve karakterizasyonu, bu jeositlerin jeomiras değerinin belirlenmesi ve Orta Anadolu Volkanik Jeomirası özelinde jeoturizm ve eğitim potansiyellerinin tartışılmasını amaçlamaktadır. Volkanik fasiyes analizi, lav kubbeleri(dom) ve lav akıntılarının gelişiminden dasitik çivi yapıların oluşumuna, ignimbirit oluşturan püskürmeli volkanizmadan karmaşık volkano-sedimanter süreçlere kadar geniş bir püskürme davranışı yelpazesini ortaya koymaktadır. Piroksimal ve medial fasiyeslerdeki dasitikandezitik lav akıntıları, domlar, bunların piroklastik eşlenikleri ve ignimbirit dizileri; çok evreli magma karışımı, yeniden beslenme olayları ve dekompresyon kaynaklı süreçlerin göstergelerini sunmaktadır. Distal fasiyesler ise tüf seviyeleri, yaygın ignimbiritler ve sedimanter birimlerle karakterizedir ve volkanik ile sedimanter süreçlerin eşzamanlı gelişimini açık biçimde yansıtmaktadır. Bu iyi korunmuş istifler, kıtasal yay ortamlarında püskürme dinamikleri ve magma odası evriminin yeniden kurgulanması açısından nadir ve değerli arşivler oluşturmaktadır. Volkanik fasiyeslerin dağılımı, ErAVK`de lav domları ve akıntılarla ilişkili yüksek rölyefli alanlar ile ignimbirit-tüf ve volkano-sedimanter birimlerin hâkim olduğu daha düşük rölyef zonları arasında belirgin bir jeomorfolojik ayrım ortaya koymaktadır. Medialdistal fasiyeslerde gözlenen yüksek gözenekliliğe sahip ignimbirit ve tüf seviyeleri, tarih boyunca yerleşim ve inşa faaliyetlerini kolaylaştırmıştır. Kilistra antik kenti, ErAVK sınırları içinde yer almakta olup volkanolojik, jeomorfolojik ve arkeolojik bileşenlerin bütünleştiği nadir jeo-kültürel miras alanlarından birini temsil etmektedir. Geç Hitit Dönemi`ne tarihlenen Fasıllar Anıtı ise dayanıklı dasitikandezitik lav akıntıları üzerine inşa edilmiş olup, volkanik litolojilerin kültürel peyzajla bütünleşmesinin çarpıcı bir örneğini sunmaktadır. Sonuç olarak, ErAVK Orta Anadolu`nun en önemli jeositlerinden biri olup, jeokoruma, jeoeğitim ve sürdürülebilir jeoturizm açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Bölgenin jeolojik çeşitliliği ve kültürel değerleri, disiplinler arası araştırmalar ve yerel toplumun katılımı için bir "açık hava laboratuvarı" işlevi görmektedir.
Öz: Türkiye, jeolojik miras alanı olarak değerlendirilebilecek ve doğal anıt niteliği taşıyan çok sayıda jeolojik oluşuma sahiptir. Jeolojik miras alanları; yerkürenin tarihindeki önemli evreleri temsil eden, aktif jeolojik süreçleri yansıtan, ayırt edici jeomorfolojik ve fizyografik özellikler sergileyen istisnai örnekler olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda, bu çalışma Ağrı Dağı volkanizmasına ait bazaltik lav akıntıları içerisinde gelişmiş bir lav tüneli olan Buz Mağarası`nı önemli bir jeolojik miras alanı olarak ele almaktadır. Buz Mağarası, iyi korunmuş volkanik morfolojisi ve bölgenin volkanik ve jeomorfolojik evrimini yansıtma potansiyeli ile öne çıkan, yenilenemez nitelikte doğal bir lav tünelidir. Mağara, ayrıntılı mağara ölçümleri ve haritalama çalışmaları ile birlikte mikroklimatik ve gaz ölçümleri kullanılarak jeolojik miras değerlendirme çerçevesinde belgelenmiştir. Elde edilen bulgular, Buz Mağarası`nın Ağrı Dağı volkanizmasına ait lavlar içerisinde sistematik olarak ölçülüp ayrıntılı biçimde haritalanan ilk lav tüneli olduğunu ortaya koymaktadır. Buz Mağarası`nın jeolojik, morfolojik ve mikroklimatik özellikleri; bilimsel araştırmalar, yerbilimleri eğitimi ve mevcut dağcılık turizmine tamamlayıcı nitelikte sürdürülebilir jeoturizm faaliyetleri açısından yüksek bir potansiyel sunmaktadır. Ayrıca bu çalışma, Ağrı Dağı ve çevresinde yapılacak benzer araştırmaların yeni lav tünellerinin belirlenmesine katkı sağlayarak Türkiye`nin volkanik jeolojik mirasının bilimsel olarak belgelenmesi ve sürdürülebilir biçimde yönetilmesi açısından önemli bir temel oluşturacağını göstermektedir.
Öz: Mitolojik öyküler toplumların yaşamlarında önemli rol oynamışlardır. Birçoğu din kökenli olsa bile mitolojik öykülerin önemli kaynaklarından biri jeolojik süreçler sonucunda meydana gelmiş doğa olaylarıdır. Doğadan kaynaklanan olayları açıklamakta zorlanan toplumlar bu olayları birtakım efsanelerle birleştirerek bunları birer mitolojik öyküye dönüştürmüşlerdir. Bu mitolojik öykülerin bazıları geçmişte meydana gelmiş volkanik patlama, sel, deprem, tsunami vb. gibi katastrofik birtakım olayların anlaşılmasında günümüz araştırmaları için birer kaynak niteliğindedirler. Jeoloji ile efsanelerin iç içe geçtiği bu tür mitolojik öyküler Jeomitoloji, jeomitolojik özelliği ağır basan jeositler de Jeomitosit olarak tanımlanmaktadır. Bir toplumun, kültürel ve tarihi zenginliği, o toplumun yaşadığı coğrafyanın jeolojik/jeomorfolojik zenginliğiyle birleştiğinde, ortaya çıkan mitolojik öykülerde yerbilimlerinin ağırlığı kaçınılmaz olmaktadır. Bu çalışmada kültür ve jeolojinin iç içe geçtiği Türkiye`nin farklı bölgelerinden 10adet jeomitosit tanıtılarak Jeoloji ile mitoloji arasındaki ilişki detaylandırılmaya çalışılacaktır.
PDF Olarak Görüntüle
Öz: Jeomorfolojik yapılar, mineraller, kayaçlar ve fosillerden oluşan jeolojik miras ögeleri Yerküre`nin geçmişinin ortaya çıkarılması, doğa kaynaklı tehlikelerin tanınması ve etkilerinin azaltılması, iklim değişikliğine uyum gibi küresel sorunların araştırılmasında kullanılır. Jeosit olarak adlandırılan bu yapıların korunması ve tanıtılması UNESCO ve diğer uluslararası kurumlar tarafından da desteklenmektedir. Türkiye`nin önemli kültür, kış sporları ve turizm merkezlerinden biri olan Bursa ve çevresinde çok sayıda jeolojik ve jeomorfolojik açıdan değerli, jeomiras ve jeoturizm potansiyeline sahip jeolojik ve jeomorfolojik yapılar bulunmaktadır. Bursa`nın jeolojik çerçevesi, Pontidler`in Sakarya Zonu ile Anatolid-Torid Bloku`nun Tavşanlı Zonu arasındaki Tetis Okyanusu`nun dalma-batma süreciyle yitilmesi sonucu oluşan İzmir-Ankara kenet zonu tarafından şekillendirilmiştir. Uludağ, volkanik olmaktan ziyade gnays, amfibolit ve mermerden oluşan klasik bir metamorfik çekirdek kompleks (Uludağ Masifi) örneğidir. Bursa ilinde tanımlanan başlıca jeositler şunlardır: benzersiz Orta Miyosen faunasına sahip Paşalar Memeli Fosil Yatağı; Önemli Bir Kuş Alanı olan Kocasu Deltası ve Karacabey Longozu (Su basar Ormanı); kendine özgü limnolojik ve tektonik geçmişleriyle İznik ve Uluabat Gölleri; Bursait mineralinin tip lokalitesi; eşsiz Mor Yeşim oluşumları ve Uludağ Şelit yatağı gibi önemli mineralojik alanlar; Çok sayıda kanyon (Sadağı, Fevziye, Sansarak, Tacir, Yarhisar), şelale (Suuçtu şelalesi) ve mağaralar (Ayvaini, Oylat,Koca, Ayıini ve Gavurini ); Uludağ`daki periglasiyal yapılar, buzul gölleri ve granitlerdeki tor yapıları; Harmancık, Keles, Orhaneli, Mustafakemalpaşa ve İnegöl havzalarındaki kömür içerikli Miyosen yaşlı birimler. Bu çalışma, 2023 yılında yapılan "Bursa`nın Jeolojik Mirası Çalıştayı" bulgularına dayanmakta olup, zengin ve çeşitli jeolojik miras olma özelliğine sahip bu alanların korunması ile sürdürülebilir kullanımını teşvik etmeyi amaçlamaktadır.

TMMOB